Etik düşünme, yalnızca doğruyu yanlıştan ayırma çabası değildir; aynı zamanda bu ayrımı yaparken kullandığımız akıl yürütmenin kalitesini sorgulama sürecidir. Psikoterapi ve psikolojik danışmanlık alanlarında, meslek etiği üzerine alınan her karar, görünmez bir biçimde mantıksal temellere dayanır. Ancak bu temeller, çoğu zaman farkında olmadan yapılan düşünce hatalarıyla zayıflar. İşte bu hatalar, yani mantıksal safsatalar (logical fallacies), etik muhakemeyi en çok saptıran unsurlardan biridir.
Safsata, biçim olarak mantıklı görünen ama gerçekte hatalı bir akıl yürütmedir. Bu hatalar bir argümanı geçerli kılmaz, ancak onu ikna ediciymiş gibi gösterebilir. Bir etik kararda ya da klinik değerlendirmede kullanılan safsata, profesyonelin niyetinden bağımsız olarak, kararın ahlaki sağlamlığını zedeler. Bu nedenle safsatalar yalnızca felsefi bir tartışma konusu değil, aynı zamanda etik uygulamanın doğrudan kalbinde yer alan bir tehlikedir.
Kenneth S. Pope ve Melba J. T. Vasquez’in Ethics in Psychotherapy and Counseling: A Practical Guide adlı eserinde vurgulandığı üzere, etik akıl yürütme sürecinde kimse bu hatalardan tamamen muaf değildir. Deneyimli bir terapist de, bir araştırmacı da, hatta etik konusunda uzman bir akademisyen de farkında olmadan bu düşünce tuzaklarına düşebilir. Çünkü safsatalar, çoğu zaman iyi niyetli düşüncenin kılığına girer; sezgisel olarak doğruymuş gibi görünürler.
Etik karar verme, yalnızca neyin “iyi” veya “doğru” olduğuna karar vermekle değil, aynı zamanda bu yargıya hangi zihinsel süreçlerle ulaşıldığını analiz etmekle ilgilidir. Örneğin, bir terapist bir danışanın davranışını “psikotik” olarak etiketlediğinde, eğer bunu gözlemlediği davranış biçimine dayandırıyorsa ama nedensel bir bağ kurmuyorsa, burada “sonucun onaylanması (affirming the consequent)” denilen bir safsata meydana gelir. Bu durumda etik problem, yalnızca yanlış tanı koymak değil, yanlış akıl yürütmeyi “doğru tanı” gibi kabul etmektir.
Bu bağlamda mantıksal safsataları tanımak, etik farkındalığın bir parçasıdır. Etik eğitim, yalnızca ilkeleri ezberletmekle değil, düşünce biçimini disipline etmekle ilgilidir. Çünkü mantık hataları genellikle görünmezdir; ikna edici dilin, retoriğin veya otoritenin ardına gizlenir. Bu nedenle eleştirel düşünme becerisi, etik bir duruşun vazgeçilmez bileşenidir.
Aşağıda yer alan 22 mantıksal safsata, özellikle psikoterapi etiği, danışan ilişkileri, araştırma uygulamaları ve mesleki karar verme süreçlerinde sıkça karşımıza çıkan örneklerdir. Bu hataları fark etmek, etik ikilemleri çözmek kadar değerlidir. Çünkü bir etik kararın güvenilirliği, dayandığı mantığın sağlamlığıyla doğru orantılıdır.
1. Ad Hominem veya Ad Feminam Safsatası
Bu safsata, bir argümanı içeriği üzerinden değil, onu dile getiren kişinin kişisel özellikleri üzerinden çürütmeye çalışır. Bu tür bir yaklaşım, akıl yürütmenin kendisini değerlendirmek yerine kişiye saldırarak argümanı değersizleştirir. Örneğin, “Bu yöntemi savunanlar zaten metodoloji bilmeyen, taraflı kişiler; dolayısıyla söylediklerinin bir önemi yok.” ifadesi tipik bir ad hominem örneğidir. Etik açıdan bu yaklaşım, entelektüel dürüstlüğü zedeler çünkü argümanın doğruluk değeri, kişinin kim olduğuna değil, savunulan fikrin içeriğine bağlıdır. Psikoterapötik bağlamda bu hata, özellikle meslektaş eleştirilerinde ve kuramsal tartışmalarda sık görülür.
2. Sonucun Onaylanması (Affirming the Consequent)
Bu mantık hatası, “Eğer X doğruysa Y olur. Y gerçekleşti. O halde X doğrudur.” biçimindedir. Ancak bu çıkarım mantıksal olarak geçerli değildir. Örneğin, “Psikotik bireyler tuhaf davranır. Bu kişi tuhaf davranıyor. O halde psikotiktir.” Bu tür akıl yürütmeler, yanlış tanı ve etik dışı etiketlemelere yol açabilir. Çünkü Y’nin gerçekleşmesi, X’in tek nedeni olmayabilir. Etik açıdan, nedenselliği doğrulama yanılgısı, özellikle tanısal süreçlerde ciddi sonuçlar doğurur.
3. Cehalete Başvuru (Appeal to Ignorance – Ad Ignorantium)
Bir fikri destekleyen kanıtların olmamasını, o fikrin doğru olduğuna delil olarak kullanmaktır. “Bu terapi yaklaşımının işe yaramadığına dair hiçbir kanıt yok, demek ki etkilidir.” ifadesi bu hatayı gösterir. Bilimsel düşünme açısından, kanıt eksikliği hiçbir iddiayı doğrulamaz. Etik olarak bu, araştırma verilerini manipüle etmek veya belirsizliği lehine kullanmaktır.
4. Mantığa Saldırı (Argument to Logic – Argumentum ad Logicam)
Bir argümanı destekleyen açıklamanın hatalı olması, argümanın da yanlış olduğu anlamına gelmez. “Bu testin geçerli olduğuna dair çalışmaların yöntemleri hatalı, o halde test geçersizdir.” ifadesi buna örnektir. Burada hatalı olan argüman değil, kanıttır. Etik düzlemde bu safsata, bilimsel bulguları veya yöntemleri aceleyle reddetmeye neden olur.
5. Soruya Dönmek (Begging the Question – Petitio Principii)
Bu safsata, bir iddianın doğruluğunu kanıtlamak yerine onu varsayarak döngüsel bir biçimde kendini doğrulamaya çalışır. “Bu yöntem en geçerli yöntemdir çünkü geçerliliğe ulaşabilen tek yöntemdir.” ifadesi örnektir. Etik olarak bu yaklaşım, dogmatik düşünmeyi teşvik eder ve eleştirel sorgulamayı engeller. Psikoterapi alanında sıkça görülür; özellikle “Benim ekolüm en bilimsel olanıdır.” biçimindeki savunular bu döngüye örnektir.
6. Bileşim Safsatası (Composition Fallacy)
Bireysel özellikleri topluluğa genellemektir. “Her bir eğitmen yetkin, dolayısıyla bölüm de mükemmeldir.” biçimindeki düşünce hatalıdır. Etik açıdan, grup kararlarının bireysel yetkinliklerle karıştırılması, örgütsel sorumluluğu bulanıklaştırır. Özellikle terapi ekiplerinde bireysel etik duyarlılıklar, grup etiği ile karıştırıldığında bu hata sık görülür.
7. Önceliği Reddetmek (Denying the Antecedent)
Bu hata “Eğer X olursa Y olur. X olmadı. O halde Y de olmaz.” biçimindedir. “Normlar sahte olsaydı test geçersiz olurdu. Normlar sahte değil, o halde test geçerlidir.” Önerme biçim olarak ikna edici görünse de geçerli değildir. Etik açıdan bu safsata, doğruluğu bir öncülün yokluğuna dayandırmakla ilgilidir ve çoğu zaman yanlış güven üretir.
8. Ayrık Seçim Safsatası (Disjunctive Fallacy)
“Ya X doğrudur ya da Y.” biçiminde, olasılıkları gereksiz şekilde sınırlar. “Test yanlışsa ya danışan yalan söylüyor ya da ben uygulamada hata yaptım.” Bu düşünce biçimi, üçüncü bir olasılığı (örneğin testin normlarının uygunsuzluğunu) dışlar. Etik karar verme süreçlerinde ikili düşünce (ya doğru ya yanlış) biçimi, gri alanları yok eder ve etik derinliği sığlaştırır.
9. Bölme Safsatası (Division Fallacy)
Gruba ait bir özelliği bireylere genellemektir. “Bu kurum çok prestijli, o halde burada çalışan herkes etik davranıyordur.” biçimindeki akıl yürütme hatalıdır. Etik düzlemde bu, kurumsal etikle bireysel etik arasındaki farkı göz ardı etmektir.
10. Varoluş Safsatası (Existential Fallacy)
Evrensel önermelerden özel bir varlık çıkarımı yapmaktır. “Bu şehirde 15000 TL ödeyebilen herkes benim danışanım. Kliniğimi devralırsan o danışanlar senin olur.” biçimindeki düşünce, var olmayan bir kategoriyi varsayar. Etik olarak bu hata, gerçekte bulunmayan ilişkileri “varmış gibi” sunmakla ilgilidir.
11. Yanlış Analojiler (False Analogy)
İki olgu arasında yüzeysel benzerlikler kurarak yanıltıcı bir karşılaştırma yapmaktır. “Geçmişteki terapistler makale okumadan başarılı oldular, ben de okumadan başarılı olabilirim.” Bu, bağlam farklarını yok sayar. Etik düzlemde bu tür analojiler, deneyimin kanıtın yerini almasına neden olur. Özellikle otoriteye dayalı savunularda sık görülür.
12. Sahte İkilem (False Dilemma)
Bu safsata, iki uç seçenek varmış gibi sunar ve tüm ara olasılıkları dışlar. “Bu terapi yöntemini kabul etmezsek artık bilim insanı sayılmayız.” ifadesi bu hataya örnektir. Gerçekte, doğru karar verme süreci çoğu zaman siyah-beyaz değil, gri tonlardan oluşur. Etik bağlamda sahte ikilemler, terapistleri “ya tamamen doğru ya tamamen yanlış” bir pozisyona sıkıştırır. Bu da esnek düşünmeyi engeller, çoğu durumda danışanın bireysel ihtiyaçlarını göz ardı eder.
13. Genetik Safsata (Genetic Fallacy)
Bir düşüncenin veya teorinin doğruluğunu, kökenine göre değerlendirmektir. “Bu fikir bir rüyada ortaya çıkmış, o halde bilimsel değildir.” veya “Bir ölüm döşeği itirafıysa kesin doğrudur.” gibi ifadeler bu hatanın örnekleridir. Oysa bir düşüncenin nereden geldiği değil, ne kadar tutarlı ve kanıtlanabilir olduğu önemlidir. Etik olarak bu safsata, önyargılı yargılara yol açar; kaynaklara değil içeriğe odaklanmak gerekir.
14. Altın Orta Safsatası (Golden Mean Fallacy)
Bu hata, iki zıt görüş arasında orta bir konumun mutlaka en doğru seçenek olduğunu varsayar. “Psikodinamik yaklaşım ile davranışçı yaklaşım zıt kutuplarda, o halde en doğru yaklaşım ikisinin karışımıdır.” ifadesi örnektir. Oysa doğruluk her zaman ortada değildir; bazen uçlardan biri bilimsel olarak daha sağlam olabilir. Etik düzlemde bu hata, uzlaşma uğruna doğruluk ilkesinden ödün verme riskini doğurur.
15. Mantıksal Geçerliliği Gerçeklikle Karıştırmak (Mistaking Deductive Validity for Truth)
Bir argüman biçimsel olarak geçerli görünebilir, ancak öncülleri yanlışsa sonuç da hatalı olur. “Bu kitapta yazar, sahtekârlığı yalnızca ses tonundan anlayabildiğini söylüyor ve hiç yanılmadığını kanıtlıyor. O halde bu yöntem testlerden daha doğrudur.” biçimindeki bir çıkarım, görünüşte mantıklıdır ama gerçeklikle ilgisi yoktur. Etik açıdan bu safsata, biçimsel doğruluğu içeriğin doğruluğuyla karıştırır ve sahte güven oluşturur.
16. Doğalcı Safsata (Naturalistic Fallacy)
“Olması gerekeni”, “olan”dan çıkarmak hatasıdır. “Bu terapi en çok araştırmayla desteklenmiş, o halde ahlaken en doğrusudur.” biçimindeki düşünce buna örnektir. Oysa olgusal doğruluk (is) ile değer yargısı (ought) aynı şey değildir. Etik olarak bu safsata, bilimsel verileri ahlaki ölçütlerin yerine koyar. Psikoterapi etiğinde “bilimsel olan her şey doğrudur” anlayışı bu hatayı barındırır.
17. Adlandırma Safsatası (Nominal Fallacy)
Bir duruma isim vermekle onu açıklamış olmayı karıştırmaktır.
Örneğin:
Terapist A: “Danışanlarıma ilgimi kaybettim, seanslara geç kalıyorum, kayıt tutmuyorum.”
Terapist B: “Sen tükenmişlik yaşıyorsun.”
Terapist A: “Peki neden böyle yapıyorum?”
Terapist B: “Çünkü tükenmişsin.”
Burada açıklama döngüseldir; tanı etiketi açıklamanın yerini almıştır. Etik olarak bu, yüzeysel etiketleme eğilimidir ve profesyonel sorumluluğu azaltır.
18. Post Hoc, Ergo Propter Hoc (Bundan Sonra, Dolayısıyla Bunun Yüzünden)
Bir olayın ardından başka bir olayın gelmesini, nedensel bir bağ olarak yorumlamaktır. “Yeni spor psikolojisi müdahalemi uyguladım ve sporcuların performansı arttı; demek ki yöntemim işe yarıyor.” Bu, nedensellik ile korelasyonu karıştırır. Etik olarak bu hata, kanıtlanmamış etkileri “kanıtlı sonuçlar” gibi sunmak anlamına gelir ve mesleki dürüstlüğü ihlal eder.
19. Kırmızı Ringa (Red Herring)
İlgisiz veya dikkat dağıtıcı bilgileri öne sürerek asıl tartışmayı saptırmaktır. “Bu testlerin geçerliliği zayıf olabilir ama çok ucuz ve kolay uygulanıyor.” Bu tür söylemler, etik değerlendirmelerde maliyet veya pratiklik gibi yan faktörlerle dikkati asıl konudan uzaklaştırır. Bu, savunma mekanizması olarak da sık kullanılır; özellikle eleştiriyi savuşturma amacı taşır.
20. Kaygan Zemin Safsatası (Slippery Slope)
Bir eylemin kaçınılmaz biçimde felaket zincirine yol açacağı varsayımıdır. “Ücret indirirsek herkes indirim ister, sonunda iflas ederiz.” biçiminde. Gerçekte, her adım kendi koşullarında değerlendirilebilir. Etik karar verme sürecinde bu safsata, korkuya dayalı bir muhakemeye dönüşür ve riskin abartılmasına neden olur.
21. Korkuluk Safsatası (Straw Person)
Bir kişinin görüşünü çarpıtarak onu kolayca çürütülebilecek hale getirmektir. “Davranışçı terapistler insanları robot gibi görmek istiyor.” Bu, karşı tarafın pozisyonunu basitleştirip karikatürleştirir. Etik açıdan bu tür çarpıtmalar, dürüst iletişim ve mesleki saygı ilkelerini ihlal eder.
22. Sen de Yaptın Safsatası (Tu Quoque – You Too!)
Eleştiriyi savuşturmak için, karşı tarafın da aynı hatayı yaptığını ileri sürmektir. “Ben kişisel saldırı yaptım ama onlar da yapıyor.” biçimindeki savunma, hatayı meşrulaştırır. Etik bağlamda bu, sorumluluğu reddetmenin en yaygın biçimidir. Kişisel hatayı kabul etmek yerine, başkalarının davranışını gerekçe göstermektir.
Kaynak:
Pope, K. S., & Vasquez, M. J. T. (2016). Ethics in psychotherapy and counseling: A practical guide (4th ed.). John Wiley & Sons.

Bkz. İbrahim Emiroğlu; Mantık Yanlışları, Elis Yay. Ankara, 2006….